(Source: kedidirokedi, via felicitypmia)
a lazy sunday afternoon playlist
01. Blossom Dearie – our love is here to stay
02. The Gants – i wonder
03. Sailcat - motorcycle mama
04. Françoise Hardy - only friends
05. Margo Guryan - someone i know
06. The Feelies - high road
07. Donovan - catch the wind
08. The Velvet Underground - pale blue eyes
09. Moby Grape - sitting by the window
10. Arto Lindsay - simply beautiful
last playlist
M83 - wait
Dredg - yatahaze
Pain of salvation - oblivian ocean
Battleme - hey hey, my my
Massive attack - teardrop
Portishead - sour times
peki ya sen hangi dürtü ile burdasın?: ulaş benimle uzaklara.
kar getiren adam karı getiriyor, yine hüzüne boğuyor şehri. gerçekler kadar soğuk diyor kar’a bakıp.
ben sana gerçekleri hatırlatıyorum
kim olduğunu
‘ben ulaşamadığın gerçekler kadar soğuk, sahip olabileceğin kadar yakınım’
ve nerde durmak istersen orda soluklanacağım seninle
yürüyoruz kar…
peki ya sen hangi dürtü ile burdasın?: nadas
hayatımız özlediklerimiz, ötelediklerimiz,istediklerimiz,ulaşamadıklarımız arasındaki o sıkışıklıkla bastırışlarla hırslarla geçiyor. hangisi baskınsa ona doğru acılarımızı yoğunlaştırıp beklentiler listeliyoruz.
ama bütün bunların yanında sahip olduğumuz şeyler arttıkça çoğalan yalnızlık hissini…
-e hali
Uzat hadi, uzat ellerini. Bu kadar zor mu? Yalnızca ellerini uzatacaksın bana ve belki de hiç düşmeyeceğim bir daha hepsi bu. Görmüyor musun en dipteyim zaten, en dipte. Söylemeden edemeyeceğim, burası hakikaten garip. Gözlerimi kapattığımda hep sarmaşıklar görüyorum her yanıma dolanmış. Boğazıma yaklaştıkları aşikar. Ben düşmekten yoruldum ama belki sen gelirsen, hani diyorum belki sen gelirsen kalkacak bir sebebim olur, belki biraz halim de.
Biliyorum, her zaman tutamadığım sözler verdim. Ama bak görmüyor musun, “tutamadığım” diyorum. Hala bana gelebileceğin açık kapılar bırakıyorum. Belki de herhangi bir sözümü tutmuşumdur ama şu an o kadar kötü ki her şey, o kadar kötü yani, sadece yapamadıklarım var. Yapmadıklarım değil. Böyle, tamamen siyaha bulanmış gibi. bulanmış diyorum, çünkü yoğun bir sıvı, yapış yapış. Ben karanlıktan korkarım biliyorsun, tamam tamam, böyle birçok insan var evet, sen söylemeden söyleyeyim. Belki ben de karanlıkta yaşamalıyım. Bilemiyorum. Karanlıktan korktuğum için yanıma gelmemelisin.
İnsan, en hakiki cezaları kendine kesiyor. Aslında senin hiçbir şey yapmana gerek kalmıyor. Uzun zamandır burada olduğuma göre -görünen o ki, sonu belli olmayan bi zaman daha burda olacağım- buraya alışmanın bir çaresine bakmalıyım. Kahretsin, o umut denen sikik duygu olmasaydı, keşke hiç olmasaydı, burayı sevebilirdim belki. Bir umudum olmasaydı, yani aydınlığı hiç görmeseydim, karanlıktan korkmak için bir nedenim de olmayacaktı.
İçimde, boğazımdan başlayıp tüm vücuduma yayılan tarif edemediğim bir his var. Öyle bir his ki bu, ağırlığından ölebilirim. ölmek. pişmanlık.
hayır, bir dakika.
Tüm bedenimi saran sarmaşıklar yüzünden sanırım, en dip dediğim yer burası değil mi? aşağıda bir kıpırdanma var sanki. bir dakika, o sen misin? hey?
2.
Hayatın bize çizdiği yol, özgürlük ve güzelliklerle dolu olabilir, ama biz bu yolu yitirdik. Hırs insanların ruhunu zehirledi, dünyayı bir nefret çemberine aldı. Hepimizi kaz adımlarıyla sefaletin ve savaşların içine sürükledi. Hızımızı artırdık, ama bunun tutsağı olduk. Bolluk getiren makineleşme bizi yoksul kıldı. Edindiğimiz bilgiler bizi çıkarcı yaptı, zekamızı da katı ve acımasız. Çok düşünüyoruz, ama az hissediyoruz. Makineleşmeden çok insanlığa, zekadan çok iyilik ve anlayışa gereksinmemiz var. İnsancıl değerlerimizi koruyamazsak hayat korkunç olur, hep yitiririz. Siz insanlar güçlüsünüz. Makineleri yapacak güç sizdedir. Bu hayatı olağanüstü bir mutluluk serüvenine çevirecek olan yine sizlersiniz. Öyleyse, insanlık ve demokrasi adına bu gücü kullanalım ve milliyetçilik hastalığına karşı birleştirelim. Din, dil, ulus ayrımcılığı olmayan yeni bir dünya yaratalım.
-charlie chaplin
